Mülakatın rahatladığı bir yerde, genellikle teknik kısım bittikten sonra şöyle bir soru gelir: "Peki başka nerelere başvurdunuz?" Soru sohbet gibi durur, ses tonu da öyledir. Adayların çoğu tam bu yüzden rahatlar ve gereğinden fazla konuşur.
Oysa bu soru tek başına gelmiyor. Verdiğiniz ilk cevap, arkasından gelecek üç dört sorunun zeminini kuruyor ve asıl zorlayıcı kısım orada başlıyor. Hazırlanırken soruya değil, zincirin tamamına bakmak gerekiyor.
Bu soru gerçekte neyi ölçüyor
Karşınızdaki kişi başvuru geçmişinizi merak etmiyor. Dört ayrı şeyi tahmin etmeye çalışıyor.
Ne kadar vakti olduğunu. İleri aşamada başka bir süreciniz varsa, kendi karar mekanizmasını hızlandırması gerektiğini anlıyor. Hiçbir şeyiniz yoksa acelesi yok, sizi bekletebilir.
Sizi başka kimin istediğini. Benzer seviyedeki şirketlerin de sizinle görüşüyor olması, kendi değerlendirmesini doğrulayan dışarıdan bir işaret sayılıyor. İnsanlar kendi kararlarına, başkaları da aynı yöne bakıyorsa daha çok güveniyor.
Anlattığınız hikayenin tutarlı olup olmadığını. Bu bir kontrol noktasıdır. Görüşmenin başında "ürün tarafına geçmek istiyorum" dediyseniz, saydığınız süreçlerin de o yöne bakması gerekir. Birbiriyle ilgisiz beş farklı rol saymak, bir hedefiniz olmadığını ve buraya da rastgele başvurduğunuzu söylüyor.
Pazarlık gücünüzü. Alternatifi olmayan adayın gelen teklifi kabul etme ihtimali yüksektir. Maaş konuşmasının zemini çoğu zaman burada, henüz hiçbir rakam telaffuz edilmeden atılıyor. Rakam kısmını maaş beklentisi yazısında ayrı ele almıştık.
Asıl zorluk arkasından gelen sorularda
İlk cevap hazırlıklıdır, ikincisi ve üçüncüsü değildir. Deneyimli görüşmeci de bunu bildiği için tek soruyla yetinmiyor. Zincir genellikle şöyle ilerliyor.
- "Hangi aşamadasınız?" Buradaki amaç takvim. "Başvurdum" ile "son turdayım" arasındaki fark, sizinle ilgili aciliyeti tamamen değiştiriyor.
- "Teklif aldınız mı?" Cevabınız evetse konuşmanın dengesi değişir. Hayırsa da bir sorun yok, ama nasıl hayır dediğiniz önemli.
- "Ne kadarlık bir teklif?" Burası tuzağın en dar yeri. Rakamı verdiğiniz anda kendi tavanınızı da vermiş oluyorsunuz.
- "İkisi de teklif verirse hangisini seçersiniz?" Doğrudan sadakat testi. "Sizi" demek yağcılık, "bilmiyorum" demek kararsızlık gibi duruyor.
- "Neden?" Zincirin son halkası ve en önemlisi. Buradaki gerekçeniz para ise, sizi tutmanın da yolunun para olduğunu söylemiş oluyorsunuz.
Bu zinciri bilmenin faydası şu: ilk cevabı verirken kendinizi ikinci ve üçüncü soruya sıkıştırmayacak şekilde konuşuyorsunuz. Adayların çoğu ilk soruda fazla ayrıntı verdiği için değil, verdiği ayrıntı üzerinden ilerleyen sorulara cevap yetiştiremediği için zorlanıyor.
Neyi söylersiniz, neyi söylemezsiniz
Ayrım basit. Sizi bir kategori olarak tanımlayan bilgi verilir, sizi ölçülebilir kılan bilgi verilmez.
Söylenebilir: aktif bir arayış içinde olduğunuz, kaç sürecin devam ettiği (kabaca), bunların hangi tür roller olduğu, ilerlemiş bir süreç varsa bunun genel aşaması.
Söylenmez: şirket isimleri, tam rakamlar, görüştüğünüz kişilerin adı, süreçlerin son tarihleri, hangi şirkette hangi aşamada elendiğiniz.
İkinci grubun ortak özelliği, karşı tarafa sizin hakkınızda doğrulanabilir bir bilgi vermesi. Bir şirket adı verdiğinizde o şirketteki maaş bandı, işe alım hızı ve seviye karşılığı hakkında bilinen ne varsa artık sizin dosyanızın bir parçası oluyor.
Şirket ismi vermeli misiniz
Hayır, ama reddederken bunu bir sır saklama havasına sokmadan yapmak gerekiyor. İyi kurulmuş bir cümle, ismi vermemenizi bir ilke gibi gösteriyor.
"İki sürecim daha var, ikisi de benzer büyüklükte ürün şirketleri. İsim vermeyi doğru bulmuyorum açıkçası, sizin adınızı da başka bir görüşmede söylemek istemem. Ama aşama sorarsanız memnuniyetle söylerim, biri son turda."
Bu cevabın işe yaramasının sebebi, reddi karşı tarafın lehine çevirmesi. Aynı titizliği onlar için de göstereceğinizi söylüyorsunuz ve genellikle konu orada kapanıyor.
Sektörün küçük olduğu yerlerde ayrıca pratik bir sebep var: verdiğiniz isim, görüşmecinin bir telefon uzağında olabiliyor. Türkiye'de aynı sektörde işe alım yapan insanlar birbirini büyük ihtimalle tanıyor.
Duruma göre cevaplar
Gerçekten başka süreciniz yoksa. Bunu bir eksiklik gibi anlatmayın, seçicilik gibi anlatın. "Hiçbir yere başvurmadım" demek çaresizlik değil, hazırlıksızlık izlenimi verir. Bunun yerine: "Toplu başvuru yapan biri değilim. Şu an açık iki ilan takip ediyorum, biri bu. İlanın gereklilikleriyle yaptığım işin örtüşmesi bende öncelik."
Süreçler var ama teklif yok. En rahat durum bu ve olduğu gibi söylenir. "Üç süreç devam ediyor, ikisi ilk görüşme aşamasında, biri teknik değerlendirmeye geçti. Henüz kimseden teklif almadım." Bu cevap hem alternatifiniz olduğunu gösteriyor hem de abartma riski taşımıyor.
Teklif var ve burası ilk tercihiniz. Bunu söyleyin, ama yalnızca gerçekse. Ve söylerken gerekçeyi paraya bağlamayın. "Bir teklif aldım, cevap için on günüm var. Açık konuşayım, buranın işi bana daha yakın geldiği için süreci hızlandırıp hızlandıramayacağımızı sormak istiyordum." Bu cümle hem baskı kuruyor hem de bunu bir tehdit gibi değil, iyi niyetli bir bilgilendirme gibi yapıyor.
Teklif var ama burası ilk tercihiniz değil. Yalan söylemeye gerek yok, henüz karar vermediğinizi söylemek yeterli. "Bir teklifim var ama kabul etmeden önce bu süreci tamamlamak istedim. Ekibin çalışma biçimini bugün biraz daha görmek istiyorum, karar vermem gereken asıl nokta orası."
Teklifin cevap süresi doluyorsa. Tarihi söyleyin, ama bunu ültimatom gibi kurmayın. Somut tarih vermek süreci gerçekten hızlandırıyor: "Cuma gününe kadar dönmem gereken bir teklif var. Sizin takviminiz nasıl, o tarihe kadar bir netlik mümkün mü?" Karşı taraf hızlandıramıyorsa da en azından ikinizin de bildiği bir zemin oluşuyor.
Teklifin rakamını söylemeli misiniz
Söylemek zorunda değilsiniz ve söylememek olağan karşılanıyor. Buradaki risk, rakamı verdiğinizde teklifin ona göre şekillenmesi. Elinizdeki teklif düşükse yeni teklif de onun biraz üstüne oturuyor; yüksekse bu sefer sizi karşılayamayacaklarını düşünüp süreci erken kapatabiliyorlar.
Rakam yerine beklenti konuşmak daha güvenli: "Teklifin rakamını paylaşmayı doğru bulmuyorum ama benim beklentim şu bantta. O bandı karşılayan bir teklif olursa karar vermem kolaylaşır."
Israr ederlerse tek cümlelik bir sınır çekmek yeterli. Israrın kendisi de bir bilgidir: rakamı bu kadar önemseyen bir taraf, muhtemelen bütçesini sizin cevabınıza göre ayarlıyor.
Olmayan teklifi var göstermek
Bu, adayların en sık başvurduğu ve en pahalıya mal olan blöf. İki yerde patlıyor.
Birincisi, blöf ayrıntı istiyor. "Hangi şirket, hangi seviye, ne zamana kadar cevap vermen gerekiyor" sorularının hepsine uydurma cevap üretmek zorunda kalıyorsunuz ve bu cevaplar birbirini tutmadığında ilk anlaşılan şey oluyor.
İkincisi, blöf tutarsa da zarar veriyor. Var olmayan bir tarihe kadar cevap istediğinizde, o tarih geldiğinde bir karar vermeniz gerekiyor. Elinizde gerçek bir alternatif olmadığı için de karşı tarafın verdiği neyse onu kabul etmek zorunda kalıyorsunuz.
Gerçek bir alternatifiniz yoksa, alternatif üretmek yerine ilgi göstermek daha çok işe yarıyor. "Süreci hızlandırabilir miyiz" sorusu, uydurma bir teklife göre çok daha az riskli ve genellikle aynı sonucu veriyor.
"Bizi neden tercih edersiniz?" sorusu
Zincirin sonundaki bu soru, saydığınız alternatifler üzerinden gelir ve iki hazır cevabı da işe yaramaz: "Sizi tercih ederim" tek başına yağcılık, "duruma bakarım" ise ilgisizlik gibi okunuyor.
İşe yarayan cevabın ortak özelliği, tercihi somut ve doğrulanabilir bir şeye bağlaması. "Diğer süreçteki rol daha çok raporlama tarafında. Ben karar süreçlerine daha yakın bir yerde çalışmak istiyorum ve bugün anlattığınız ekip yapısı ona daha yakın duruyor. Beni buraya çeken şey bu."
Bu cevap bir şeyi tercih ederken diğerini kötülemiyor, sebebi görüşmede geçen somut bir bilgiye bağlıyor ve para demiyor. Üçü birden olduğunda soru kapanıyor.
Yapılmaması gerekenler
- Şirket ismi saymak. Verdiğiniz her isim, hakkınızda tahmin yürütülecek yeni bir veri demek.
- Süreçleri abartmak. "Her yerden dönüş alıyorum" cümlesi, karşı tarafta sizi kaybetme korkusu değil, güvensizlik yaratıyor.
- Elenmiş süreçleri anlatmak. Devam etmeyen bir süreci saymak, sonrasında "orada ne oldu" sorusunu davet ediyor ve konuşma istemediğiniz yere gidiyor.
- Rakam telaffuz etmek. Bir kez söylenen rakam geri alınamıyor, sonraki bütün konuşma onun üstüne kuruluyor.
- Sıfır alternatifi itiraf gibi söylemek. "Açıkçası hiçbir yerden dönüş alamadım" cümlesi doğru olsa bile size bir şey kazandırmıyor.
Cevabınızı test edin
İki kontrol yeterli.
Birincisi zincir testi. Hazırladığınız cevabı yüksek sesle söyleyin, sonra kendinize sırayla dört soruyu sorun: hangi aşamada, teklif var mı, ne kadar, hangisini seçersin. Dördüne de rahat cevap veremiyorsanız, ilk cevabınız gereğinden fazla ayrıntı içeriyor demektir.
İkincisi doğrulama testi. Cevabınızda karşı tarafın gidip kontrol edebileceği, sizin sonradan geri alamayacağınız bir bilgi var mı? Şirket adı, tam rakam ve kesin tarih bu türden bilgilerdir. Varsa çıkarın; cevabın gücü onlardan gelmiyor.
Sonuç
Bu sorunun zor tarafı içeriği değil, yapısı. Tek bir soru gibi gelip beş soruluk bir zincir olarak devam ediyor ve adayların çoğu ilkinde söylediği bir ayrıntı yüzünden dördüncüsünde sıkışıyor.
Aynı mantık mülakatın başka yerlerinde de geçerli. Ayrılma sebebinizi anlattığınız yer de böyle işliyor; "neden işten ayrıldınız" yazısında o zinciri ayrı ele almıştık. Sürecin bu kadar uzamasının bir sebebi de piyasadaki ilanların hepsinin gerçek olmaması; hayalet ilan yazısı o kısmı anlatıyor.
Kural olarak akılda kalması gereken tek şey şu: alternatifiniz olduğunu göstermek işinize yarıyor, alternatifinizin ne olduğunu göstermek yaramıyor.
