Mülakattaki en zor soru genellikle bu değildir, ama en çok kaybedilen soru budur. Sebebi de sorunun kendisinden çok, adayın iki uçtan birine savrulması: ya gerçek olmayan bir hata anlatılıyor ya da gerçek ama kapatılamayacak kadar ağır bir şey.
Arada duran cevap ise hazırlıkla kuruluyor. Çünkü bu soru asla tek başına gelmiyor.
Bu soru gerçekte neyi ölçüyor
Karşınızdaki kişi hata arıyor değil. Herkesin hatası olduğunu zaten biliyor. Baktığı üç şey var.
Kendinizi dışarıdan görebiliyor musunuz. Anlattığınız olayda kendi payınızı ayırt edebiliyor musunuz, yoksa bütün sebepler dışarıda mı? İkincisi, sizinle çalışacak kişi için doğrudan bir risk sinyali.
Kötü haberi ne zaman verdiniz. Yöneticilerin çoğu için hatanın kendisinden daha önemli olan şey budur. Hatayı yapan biriyle çalışılır; hatayı geç haber veren biriyle çalışmak, her işte aynı riski taşımak demek.
Sonrasında ne değişti. "Ders çıkardım" cümlesi bir şey ifade etmiyor. Aranan şey, aynı hatanın tekrarını engelleyen somut bir değişiklik. Dikkatinizi artırmak değil, çalışma biçiminizi değiştirmek.
Neden peş peşe soru geliyor
İlk cevap hazırlıklıdır. Görüşmeci de bunu bildiği için asıl bilgiyi ikinci ve üçüncü sorudan alıyor. Zincir genellikle şu sırayla ilerliyor.
- "Sonuç ne oldu?" Hatanın gerçek olup olmadığını burada anlıyor. Uydurulmuş hataların somut bir sonucu olmuyor.
- "Bunu kim fark etti?" Zincirin en keskin sorusu. Cevap "müşteri" ya da "yöneticim" ise hikayenin tonu tamamen değişiyor.
- "Ne zaman haber verdiniz?" Fark ettiğiniz anda mı, yoksa kendi başınıza düzeltmeye çalıştıktan sonra mı? Adayların en çok takıldığı yer burası.
- "Yöneticiniz nasıl karşıladı?" Hem olayın gerçekliğini hem de sizin o ortamdaki durumunuzu ölçüyor.
- "Bugün aynı durumda ne yapardınız?" Buradaki cevap "daha dikkatli olurdum" ise, zincirin başındaki bütün iyi izlenim siliniyor.
- "Peki başka bir örnek?" İkinci örnek testi. Tek bir hazır hikayeyle gelen adayı burada eliyor.
Bu yüzden hazırlık, bir hikaye ezberlemek değil. Bir olayı bu altı sorunun hepsine cevap verebilecek kadar hatırlamak.
Anlatacağınız hatanın taşıması gereken üç şart
Gerçek olacak. Uydurulmuş hata ikinci soruda çöküyor, çünkü ayrıntısı yok. Gerçek bir olayı anlatırken hatırladığınız küçük şeyler (hangi gün, kim aradı, ne kadar sürdü) cevaba kendiliğinden inandırıcılık katıyor.
Kapanmış olacak. Sonucu belli olmayan, hala devam eden ya da mahkemelik bir konu anlatılmaz. Cevabın bir sonu olmalı ki dinleyen kişi rahatlayabilsin.
Sizin payınız olacak. İçinde kendi kararınızın bulunmadığı bir olay, hata değil talihsizliktir. "Tedarikçi teslim etmedi" bir hata değil; "tedarikçiye alternatif planlamadım" hatadır.
Hangi hatalar anlatılmaz
Bir hatanın gerçek olması, anlatılabilir olduğu anlamına gelmiyor. Dört başlık kapalı.
- Güven ihlali içerenler. Bilgi saklamak, rakam değiştirmek, izinsiz bir şey paylaşmak. Bunlar beceri hatası değil karakter hatası olarak okunuyor ve telafisi yok.
- Rolün temel işini yapamamak. Muhasebeciyseniz hesap hatası, yazılımcıysanız üretimi günlerce durduran bir dikkatsizlik. Hata rolün özünü hedefliyorsa, cevap ne kadar olgun olursa olsun soru işareti kalıyor.
- Hala devam edenler. Kapanmamış bir konuyu anlatmak, dinleyene "bu hala sürüyor" bilgisini veriyor.
- Aslında başkasının hatası olanlar. Kılık değiştirmiş şikayetler kolayca anlaşılıyor. Anlattığınız şeyin sonunda suçlanan bir kişi varsa, o hikaye bu soruya cevap değil.
Bir de ters yönde bir hata var: fazla küçük bir olay anlatmak. "Bir toplantıya beş dakika geç kaldım" cevabı, sorudan kaçtığınızı gösteriyor ve genellikle "daha büyük bir örnek düşünün" cevabıyla geri geliyor.
Cevabın iskeleti
Kullanışlı cevabın hep aynı dört parçası var ve sıralaması önemli.
- Ne oldu. İki cümle. Bağlam ve olay.
- Benim payım neydi. Tek cümlede, savunmasız biçimde.
- Ne zaman ve kime söyledim. Bu parçayı adayların çoğu atlıyor, oysa sorunun asıl cevabı burada.
- Ne değişti. Kişisel bir niyet değil, kalıcı bir düzenleme.
Dördüncü parça cevabı taşıyan parça. Anlattığınız hatanın sizden sonra da tekrar etmesini engelleyen bir şey bıraktıysanız, o hata artık bir zayıflık değil, bir yetkinlik anlatısı oluyor.
Örnek bir cevap ve arkasından gelenler
"Bir müşteriye gönderdiğimiz aylık raporda üç aylık veriyi yanlış dönemle eşleştirmiştim. Rapor gitti ve müşteri o rakamlarla bir toplantı yaptı. Hata bendeydi, kontrolü kendi kendime yapıyordum ve aynı gün içinde iki iş birden yetiştirmeye çalışıyordum. Yanlışı ertesi sabah kendim fark ettim ve doğrudan yöneticimi aradım, müşteriye biz haber verdik. O günden sonra dışarı çıkan hiçbir raporu tek başıma göndermedim; küçük de olsa ikinci bir göz şartı koyduk ve bu hala böyle işliyor."
Bu cevap yaklaşık otuz saniye ve dört parçanın hepsini içeriyor. Arkasından gelen sorulara nasıl dayandığına bakalım.
"Sonuç ne oldu?" Somut bir cevabı var: müşteri yanlış veriyle toplantı yaptı, düzeltme aynı gün gitti. Zarar gerçek ama telafi edilebilir ölçekte.
"Bunu kim fark etti?" Cevap "ben" olduğu için hikayenin tonu korunuyor. Fark eden başkası olsaydı bile anlatılabilirdi, ama o zaman dördüncü parçanın çok daha güçlü olması gerekirdi.
"Ne zaman haber verdiniz?" "Aynı sabah, düzeltmeye kalkışmadan önce." Bu cümle, sorunun asıl aradığı bilgiyi doğrudan veriyor.
"Bugün ne yapardınız?" Cevap zaten anlatının içinde: ikinci göz şartı. Ayrıca cevaplamaya gerek kalmıyor.
"Başka bir örnek?" Burası için ikinci bir olayı da hazırlamak gerekiyor. İkinci örneğin ilkinden farklı türde olması iyi olur: biri işin içeriğiyle ilgiliyse diğeri iletişimle ilgili olsun.
"Bir daha dikkat ederim" neden yetmiyor
Bu cümle, cevabın en çok değer kaybettiği yer. Sebebi şu: dikkat bir çözüm değil, bir niyet. Aynı yoğunlukta bir gün daha geldiğinde niyetin tutacağına dair hiçbir güvence vermiyor.
Aranan şey, hatayı sizin dikkatinizden bağımsız hale getiren bir değişiklik. İkinci göz koymak, kontrol listesi çıkarmak, teslim saatini öne almak, işi bölmek, uyarı kurmak. Bunların ortak özelliği, siz yorgun olduğunuzda da çalışmaları.
Aynı ayrım işe alım kararında da geçerli: kişisel bir söz veren adayla, bir daha olmamasını sağlayacak bir düzenleme kuran aday arasındaki fark, tam olarak deneyimin kendisi.
Mükemmeliyetçilik ve diğer sahte hatalar
Bu sorunun en yıpranmış cevapları belli: fazla mükemmeliyetçi olmak, işi bırakamamak, çok çalışmak, hayır diyememek. Hepsinin ortak yanı, hatayı bir erdem kılığında sunması.
Bu cevapların artık işe yaramamasının sebebi, karşı tarafın onları tanıması. Görüşmeci bunu duyduğunda öğrendiği tek şey, sorulan soruya cevap vermeyeceğiniz oluyor. Zincirin ikinci sorusu ("peki bunun bir sonucu oldu mu?") de bu cevapları hemen boşa çıkarıyor, çünkü mükemmeliyetçiliğin ölçülebilir bir zararı yok.
İlginç olan şu: sahte hata anlatan aday genellikle kendini koruduğunu sanıyor, ama asıl riski o cümleyle alıyor. Gerçek ve orta ölçekli bir hata anlatan aday, çoğu görüşmede bu soruyu kazanarak çıkıyor.
Deneyimi az olanlar ne anlatsın
Yeni mezunsanız ya da uzun bir iş geçmişiniz yoksa soru yine geliyor, üstelik "iş hayatında karşılığı olmayan" bir cevap vermek daha kolay bir tuzak.
Staj, okul projesi, bir kulüp işi ya da ekip halinde yapılan herhangi bir çalışma bu soru için yeterli malzeme. Önemli olan olayın büyüklüğü değil, dört parçanın hepsinin bulunması. Bir grup ödevinde işi son güne bırakıp arkadaşlarınızı zor durumda bıraktıysanız ve sonrasında ekip içinde teslim tarihlerini ayrıştırdıysanız, bu cevap gayet çalışıyor.
Kaçınılması gereken tek şey, deneyimsizliği hatanın sebebi olarak göstermek. "Tecrübesizdim" cümlesi cevabı kapatıyor; "kimseye danışmadım" cümlesi ise bir şey öğrendiğinizi gösteriyor.
Yapılmaması gerekenler
- Hazır bir "kabul edilebilir hata" ezberlemek. İkinci soruda ayrıntı isteniyor ve ezberde ayrıntı bulunmuyor.
- Suçu bölüştürmek. "Aslında ekipçe atladık" cümlesi, sorumluluğu üstlenmediğinizi söylüyor.
- Hatayı fazla anlatmak. Olayın anlatımı uzadıkça hata büyüyor. Uzun olması gereken kısım, sonrasında ne değiştiğidir.
- Özür diler gibi konuşmak. Bu bir itiraf değil, bir vaka anlatımı. Ses tonunun sakin kalması, içeriğin kendisi kadar etkili.
- Kimsenin zarar görmediği bir hata seçmek. Sonucu olmayan olay, soruya verilmiş bir cevap sayılmıyor.
Cevabınızı test edin
Üç kontrol yeterli.
Birincisi zincir testi. Hazırladığınız cevabı yüksek sesle söyleyin, sonra kendinize altı soruyu sırayla sorun. Herhangi birinde duraksıyorsanız, o olayı yeterince hatırlamıyorsunuz demektir; başka bir olay seçin.
İkincisi suçlu testi. Cevabınızı bir tanıdığınıza anlatın ve sorun: "burada suçlanan kim?" Cevap sizden başka biriyse cümleleri yeniden kurun.
Üçüncüsü kalıcılık testi. Anlattığınız değişiklik, siz o işten ayrıldıktan sonra da orada duruyor mu? Duruyorsa bir sistem kurmuşsunuz, durmuyorsa yalnızca daha dikkatli olmaya söz vermişsiniz.
Sonuç
Bu soru, mülakatta pürüzünüzü anlattığınız birkaç sorudan biri. Ayrılma sebebiniz de aynı aileden; "neden işten ayrıldınız" yazısında o sorunun kendi zincirini ele almıştık. Özgeçmişteki bir boşluk için de aynı mantık geçerli; kariyer boşluğu yazısı o kısmı tamamlıyor.
Ortak nokta şu: bu soruların hiçbiri kusursuz bir geçmiş aramıyor. Aradıkları şey, kusuru anlatırken savunmaya geçmeyen bir insan. Hata anlatan aday zayıf görünmüyor; hatası olmadığını söyleyen aday inandırıcı görünmüyor.
